2015-11-15 23:33:37

Üçüncü Göz

İnsan, beş duyunun ötesinde de bazı idraklere uzanabilmekte, bilgiler alabilmekte ve böylece bilinç alanını genişletebilmektedir. Ve bu yetiler de ancak belli bir ruhsal olgunluğa varmış, alıcı ve verici kanallarını geliştirmiş kişilerde görülmektedir. Psikolog Güngör özyiğit, üçüncü göz kuramını anlatıyor

Üçüncü Göz

HALİFE ÖMER, Sâriye’yi İslam ordusunun başında olmak üzere bir savaşa göndermişti. Ordu savaş yapılan yerde, bir dağın eteğinde konaklamıştı. Askerler güven içinde rahat edip dinlenirken, düşman dağın arkasından gelip İslam ordusunu kuşattı. Ve ansızın baskın yapmaya hazırlanıyordu. Tam o sırada, Medine’ de, Halife Ömer, minber üzerinde cuma hutbesini okuyordu. Birden bir olağanüstü hal hissetti kendinde. Gözlerinden bir perde kalktı sanki. Ve bir aylık uzaklıktaki savaş alanını, İslam ordusunun düşman tarafından sarıldığını görerek "Ya Sâriye! Dağa, dağa!" diye üç kere seslendi. Ve bu sesi sadece Sâriye, kulağının ta içinde duydu da ordusu ile birlikte dağa çıkarak kurtuldu. Sonra arkasını dağa vererek düşmanı bozguna uğrattı. O sırada Hz. Ömer’ in yanında bulunanlardan Hz. Ali, o gün ve saati bir tarafa not etti. Neden sonra Sâriye savaştan yenilgi ile döndüğünde, savaştaki olayları anlatırken bu olaya şöyle değindi: “Günlerden cuma, bir dağın eteğinde mola vermiştik. O ara düşman bizi sarmış. Tam baskın verecekmiş ki birden kulağımın içinde ‘ Ya Sâriye! Dağa, dağa!' sesini duydum. Hemen orduya ‘Yukarı çık!' emrini vererek, Tanrı’nın yardımıyla bu zor durumdan kurtuldum."
Böylece olay, onu yaşayanlar ve buna tanık olanlarca doğrulanmış oldu.

Burada dikkati çeken iki olay var: Hz. Ömer’in çok uzaklardaki bir olayı olduğu gibi görmesi ve Sâriye’nin yine o kadar uzak bir mesafeden Hz. Ömer’in sesini işitmesi. O gün için, o günün koşullarında karşı çıkılamayan ve mucize ya da keramet diye nitelenen iki olay. Oysa bugün, bu ve benzeri olaylar parapsikolojide "Duyular Dışı Algılar" olarak incelenmektedir. Gözün erişemeyeceği bir uzaklıktaki olayı görmeye “Durugörü”, kulağa çarpmayacak kadar bir uzaklıktaki sesi işitmeye ise, “Duruişiti” denmektedir. Buradaki idrak, beş duyu organı ile farkına vardıklarımızdan daha değişik ve tersine bir yolla gerçekleşmektedir. Bizim bir cismi görmemizin doğal bir yolu şudur: O cisimden gelen ışık dalgaları gözümüze gelmekte, göz dibindeki retina tabakasında o cismin ters hayali belirmekte (fotoğraf plakalarının negatifi gibi), sonra bu, sinir lifleri içinde asabi seyyalelerin aracılığıya beynin arka tarafındaki görme merkezine iletilmekte ve orada cismin doğru hayali belirmektedir. Görme merkezinde beliren hayal de, belleğimizde daha önce alınan hayal ve bilgilerle karşılaştırılarak bir anlam kazanmakta, öylece neye karşılık olduğu idrak edilmektedir. “Durugörü” olayında ise, bu yolun tam tersi bir yol izlenir. Yani burada göz yoluyla bir ışık uyaranı alınmamakta, göz merkezini uyaracak bir sinir uyaranı o merkeze gitmemektedir. Ve bu tür görmelerde o cisim önce idrak edilmekte, sonra hayali belirmektedir. Yani burada idrak, görmeden öncedir. “Duruişiti” için de aynı şey düşünülebilir.

Auralar ve 3. göz
Demek ki insan, beş duyunun ötesinde de bazı idraklere uzanabilmekte, bilgiler alabilmekte ve öylece bilinç alanını genişletebilmektedir. Ve bu yetiler de ancak belli bir ruhsal olgunluğa varmış, alıcı ve verici kanallarını geliştirmiş kişilerde görülmektedir . Eskiler böylelerine “gönül gözü" açık “ermiş" kimseler derlerdi. Şimdilerde “üçüncü göz"den çok söz edilmekte ve çoğu kez “üçüncü göz” ile “durugörü” birbirine karıştırılmakta, bazen de bu ikisi aynı şey sayılmaktadır. Oysa öyle sanıyoruz ki, “üçüncü göz” “durugörü”den farklı bir yeti olmalıdır. “Durugörü” az önce belirttiğimiz gibi, gözün görüş mesafesi dışındaki bir olayın değişik bir yolla algılanmasıydı.

“Üçüncü göz”e gelince, burada, görüş alanının içinde olan bir cismin, gözün duyarlı olduğu ışık titreşimlerinin dışına taşan, yani gözün alış kapasitesini aşan titreşimlerin algılanması söz konusudur. Ve burada, yine ruhsal olgunluğa paralel olarak alın şakrası, daha yüksek titreşimlere duyarlı bir “üçüncü göz” olarak özelleşir ve fonksiyonda bulunmaya başlar. Ve “üçüncü göz”ün açılması ile birlikte insan auraları ve onların renkleri görülür duruma gelir." 

Üçüncü gözün kullanımı
Tibet'li hekim-lama Lobsang Rampa, hayatını ve yetiştirilmesini anlatan “Üçüncü Göz" isimli ilk kitabında, alın kemiğinin bir burgu ile delinerek alnında açılan “Üçüncü Göz”ün, insan bedenlerinden çıkan ışınları nasıl gördüğünü ve bu ışınlar yoluyla düşünceleri nasıl okuduğunu anlatır. Bu gözü açıldıktan sonra hocası kendisine: “Şimdi sen bizlerden birisin Lobsang. Bundan sonra insanları olmaya çalıştıkları gibi değil de, oldukları gibi göreceksin ’ der. Ve Lobsang, lamaların altın renkli bir alevle çevrelenmiş olduklarını görünce çok şaşırır. Bu yeni dünyada insanların tüm duyguları renk olarak kendini açığa vurur. Ne var ki sadece renkleri görmek yetmez. Bunların ne anlama geldiğini bilmek için de ayrı bir eğitimden geçmek gerekir. O nedenle Lama Mingvar Dondup, Lobsang Rampa’yı renkleri anlama konusunda eğiterek şöyle der: “Şu gelene bak Lobsang, kalbinin üzerinde titreşen şu ince renk çizgisini görebiliyor musun? O renk ve titreşimler, adamın ciğerinden rahatsız olduğunu gösteriyor. Şuna bak, şu durmadan yer değiştiren şeritlere, belli aralıklarla ortaya çıkan beneklere bak. Bu bizim tüccar kardeşimiz. Belki şu saf rahiplerin paralarını nasıl alabilirim diye düşünüyor Lobsang. Bunu daha önce bir kere daha yapmıştı, hatırlıyorum onu. İnsanlar para için bazen ne kadar küçülüyorlar!" Diğer taraftan yanlarından geçen yaşlı rahibi gösteren Lama “Bu adama çok dikkatli bak Lobsang işte gerçekten tertemiz bir insan. Kutsal yazıların doğruluğuna inanan ve onlara uygun yaşayan bir kimse. Başının çevresindeki halenin sarılığındaki şu lekeleri görebiliyor musun? Bu onun, daha olayları kendi başına değerlendirecek kadar gelişmemiş olduğunun bir belirtisidir" diye ders verir. Ve bu böyle günlerce sürer. “Üçüncü göz”ün gücünü daha çok bedence ve kafaca hasta olanların üzerinde kullanırlar.

Filipinli yetiştiricilerden bazılarının da bu “üçüncü göz”ü kullandıkları, onun yardımıyla kolayca hastalıkları teşhis edebildikleri bildiriliyor. İnsanda daha kim bilir nice yetenekler gizli. Yeter ki biz belli bir olgunluğa varıp, onları hayra kullanacak hale gelebilelim. Bilim de söylüyor bunu ve diyor ki: “İnsan beyninin olanaklarının henüz onda üçü kullanılıyor. Onda yedisi ise uyuklar durumda."

Paylaş:
Tags:

Yorumlar

Henüz Yorum Yapılamamış

Yorum Yap